Cuma, Ocak 8

Kadın - Bayan - Dişi - Yang

2015'in sonunda hızla artan bir dişilleşme çabası sizinde dikkatinizi çektiniz mi? Yoga klüpleri bir anda dişil enerjiyi ortaya çıkarma seansları, günlük çalışmaları yapmaya başladı. Spritüel yolda bayağı zamandır yürüyen, eski tabirle mürekkep yalamış herkes bir anda dişil olmak ile yazmaya başladı.

Öncelikli derdimiz "Kadın" mı diyeceğiz "Kız" mı? Efendim "Bayan" demek olmaz ki! "Dişi" "diyeceğiz de biz hayvan mıyız ? Bir türlü karar verilemedi amma velakin Dişi ve Kadın arasında bir ağırlık dengesi oluşturulup gaz köklendi.

Evet cinsiniz ne olursa olsun aslında içinizde olan dişil enerjiyi çıkarmamız gerekiyor. Niye mi? Artık Eril enerji dünyada tükenmesi gerek Dünya'yı yaşanılası yerden çıkaran hep bu zaten Eril enerji. Çatışmalar, savaşlar, güç kavgaları, koltuk sevdaları ... Ama dişil enerji öyle mi? O reaktif bir pozisyonda. Ne olursa olsun onun zaten geleni değiştirme , evirme, çevirme kabiliteyi var. Var amma velakin bu yeni nesil kızlar & kadınlar unuttu bunu. Oysa nenelerimiz, ebelerimiz böyle mi? Onlar alırlar, şahane enerjilere çevirirler ve mutlu mesut yaşarlardı di mi? Hiç sanmam !!! Burada bahsedilmeye çalışılan bence çok fraklı birşey. Ama bunun piyasaya sunumunu olduğu gibi yapsalar kimse almayacak, bari süsleyip püsleyelim güzelleştirelim demişler. Hal böyle olunca da gelsin sana dişil danslar, kadın olmanın dayanılma 5 kuralı, içimizdeki yang-ı aktif etmenin 10 etkili yolu çalışmalar gelsin !

Hoş geldiler tabi. Bu kadar aksiyonlu ve kadar hissetmesiz geçen zamanlara dur demek için güzel bir yöntem. Şimdi elimizdeki silahları yavaşça yere bırakıyoruz, sonra derin bir nefes alıp gözlerimizi açıyoruz, şöyle bir çevremize bakıp bize en yakın kamerayı görüyoruz. Saçımızı, başımızı, üstümüzü düzeltip güzel bir gülümseme ile bu kameraya el sallıyoruz. Oyun anlaşıldı ve zaman rolden çıkmak, ÖZe dönme zamanı. Siz adına ne derseniz neyin, benim için bu sadece ÖZe dönmede bir başka seans.
Şimdi geri dönün ve düşünün. Bu kadar proaktif olarak engellendiğiniz kazaları, önüne geçtiğiniz hoş olmayan durumları, duymayı durdurduğunuz cümleleri ve çıkartmadığınız kavgaları !!! Evet aferin size. Ne güzel bir çaba, herşey daha iyi olsun diye çok uğraştınız ve çok yoruldunuz. Şimdi kendinize dönün, içinize bir bakın, çaresizce bu kadar uğraşmış olmaktan dolayı harap olmuş kendinize bakın. Değer mi? Değmez değil mi? Çıkack kavgalar zaten çıktı, duyulacak cümleler zaten duyuldu ve olacaklar zaten oldu. Siz ufak nüanslarla değiştirseniz de, olan oldu ! Nüans değişiklikleri için kimse de size dönüp teşekkür etmedi. Etmeyecek de. Yarattığınız fark o kadar küçük ki, sadece ve sadece çok dikkatli ve detaycı gözler görebilecek. Onlarında işine gelirse gelip sizi takdir edecek.

Dişil olmak, kadın olmak, ve doğuştan gelenin neden bozulduğuna dair bolca yazacağım size ! Tam tabiri ile " Sıkı Tutunun, Sürüş Başlıyor!"

Sevgilerimle & Saygılarımla

Pazar, Aralık 20

I am LOST too

Her yanımdan çekiştiriliyor gibiyim. Neredeyim ? Nereye gitmek istiyorum ? Halen oraya gitmek istiyor muyum ? Her saniye değişen algım ve bu değişime ayak uyduramayan ruhum. Artık bölünmüş, parçalanmış bilmem kaç milyon kişi gibiyim. Sisli havalara bayılırım, ya da bayılırdım demek daha doğru. Sisli havalarda biranda önüme çıkan birşey, orada olduğunu bir metre kala farkettiğim ağaç.. herşey heyecanlandırırdı. Şimdi ise üzerimde bir tedirginlik, bilinmez herşey bana kaygı veriyor. Ya böyle olursa, ya şöyle olursa diye senaryolar üretip kaygı üretmeye başlıyorum. Sakinliğimi kaybettiğimde ise gerçekten ben ben değilim, bambaşka birisi.


Şimdi ise her gördüğüm şeyden bir yardım ister durumdayım. Bir o yöne bir bu yöne dönmekten başım dönmüş, kafam allak bullak olmuş durumda. Bir kere işe yaramış herkeşeyi tekrar tekrar edip, bir türlü sonuç alamamak gibi bir tükenmişliğim var. Ne ne aradağımı biliyorum, ne nasıl aramam gerektiğini. Tam bir kaybolmuşluk. Elime değen herşeyin bir ipucu olduğunu düşünüp deli gibi sarılıyorum her olasılığa. Ve çoğunlukla diğer ucu boşta kalmış bir ipucu oluyor.

Oysa ben ki sistematiğe bayılırım, Bir bir açılan düğümlerle sonuca ulaşmak, bir hamle yapmadan önce senaryoları düşünmek, tahmin etmeye çalışmak en sevdiğim şeylerden biridir.İnsan sevdiğinden de yorulurmuş, bunu öğrendim.

Bu kadar çok seçenek varken, bu kadar çok herşeyi yapabilirsin, herkes olabilirsin gazından sonra insan gerçekten kendisi kaybediyor. Sınırsız özgürlük ise en çok kaygının sebebi oluveriyor. İşte bugünlerde bende böyleyim. Oralara gidebilirim, buralara gidebilirim, taaaa şularalara gidebilirim. Veya hiç gitmez burada böyle durabilirim. Yapabilirim - Olabilirim - Durabilirim. Peki bana faydası ne ? Kafa karışıklığı, yürek daralması, enerjinin boşa harcanması, zaman geçip gidince de değişmemiş bir ben.

Umut etmek , hayal kurmak hiç bu kadar zor ve acıtıcı olmamıştı !

Sevgilerimle


Pazartesi, Haziran 30

Rüya

Bir çok rüyada gibiyim. Her rüyayı ayrı ayrı net bir şekilde biliyorum ve her biri arasında geçiş yaparken sadece ağzımda bir öncekinin tadı kalıyor. Boyumdan büyük işler yapmanın peşindeyim, içimdeki bilge ise sakin sakin durup beni izliyor. Eskisi gibi çok derinden kızamıyorum. En azından bir kaç olay dışında, ota .boka parlamıyorum. Eskilerden gelenler tabi ki halen canımı yakıyor, zaman zaman nefessiz bırakıp acıtıyor ama o anları da sakinleştirmeyi öğreniyorum. İçimdeki bilge onları da yavaş yavaş çözüyor ...

Bir yere gidiyorum biliyorum ama gittiğim yer hakkında hiç bir fikrim yok. Sadece damağımda çok güzel bir tat ve kalbimde çok güzel duygular var. Detayları bilmemek, bil-e-memek de canımı yakmıyor. Sabırsızlanmıyorum da. Sadece biliyorum ve biliyorum.

Rüyadan kalktığında onu hatırlamnın bir nedeni olduğunu düşünmek gibi, aklına bir şey gelip bir kaç saat içerisinde gerçekleştiğini öğrenmek gibi. Sadece biliyorum.

Herkese güzel haftalar

Pazartesi, Kasım 4

Vermek mi? Paylaşmak mı?

Hep vermenin iyi birşey olduğunu öğretildim hayatta. Daha küçükken kardeşime önce annemi, sonra babamı, ablamı verdik. Ardından oyuncaklarımı, odamın yarısını, daha sonraları maaşımdan bir parça, tatil paramın bir kısmı ve ne zaman ihtiyacı olsa ben verdim. Verirken bazen aşırıya kaçtıklarım da olmadı değil. Daha o ağzını açmadan bence doğru olanı verdim, bence yapması gerekene açılan kapıları açıp verdim önüne. Gitsin yürüsün ve benim doğrularımla mutlu olsun diye. Ve ne zaman benim doğrum ise o doğru sadece, tıpış tıpış da geri geldi çok geçmeden.

Sonra kardeşim yetmedi anneme ve babama vermeye başladım. Orada kader değişmeye başladığını farkedince, annemin annesi, babamın babası olduğumu farkedince yani .. Yani dengeler değişince, roller karşıp, masalların başlangıcı gibi olmayacaklar olunca .. Onlara da vermekten vazgeçtim.

Ama içimdeki verme isteği bir türlü geçmedi. Bu sefer benden daha küçük tanıdık, arkadaş, akrabalara vermeye başladım. Yine benim doğrularımla ve benim sınırlarımla. Bir fark vardı, sanki biraz akıllanmıştım, bu sefer istediklerinde verdim. Elimde olanı, verebileceğimi, bazı bazı biraz da zorlayarak.

Dur dedi sonra bilge kadın/bilen kadın. Egonu at içine ve küçült dedi. Bu vermelerinin esas sebebi kendini ispat etmek başkalarına. Aslında gizli gizli şişen bir egon var ve sen iyilik adı altında aslında bencil bir eda ile seviniyorsun dedi. Haklıydı. Hem de %100 haklıydı. Vermemeliydim ben böyle. Tutmalıydım kendimde, kendimde kalmalıydı.

Sonra ego yerine bu sefer içimdeki verme isteği şişti, tam kangren olmak üzereyken farkettim.

Vermek değildi bunca emek, vermek değildi bunca amaç.Aslında sadece ve sadece paylaşmaya olan hasretti. Çok çocuklu aileden gelmenin, cümbür cemaat akrabalarla büyümenin bir gereksinimiydi. Belki de ilk öğrendiğim duyguydu bu benim PAYLAŞMAK.

Ne de olsa önce annemi babamı paylaştım ben ablamla. Sonra aynı odayı, aynı simiti, çikolatayı ve kardeşim gelince paydaşların sayısı artsa da paylaşılan aynı kaldı. Azalan payına razı kalmak canımı zaman zaman yaksa da, paylaşmaktı. Sonra havayı suyu paylaştım, güneşi ve ayı, aynı sırayı, sınıfı, aynı öğretmeni paylaştım. Ben paylaşmayı öğrendim daha çok küçükken ve bildiğim tanıığım bu duyguyu yabancılarştırdım kendime yıllarca. Çeşit çeşit hikayeler buldum ve artık farketettim ki paylaşmak benimkisi. Kimse görmeden, kimseye duyurmadan ve kimseye hissettirmeden paylaşmak aslında.

Bir çeşit alış-veriş yani, bir çeşit döngü ve sağlıklı bir şey yani

Bir ömür paylaşabilmek ve bir ömrü paylaşabilmek isteği ile öperim paylaşılmış gözlerinizden ...



Cumartesi, Haziran 15

Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil !

Çoğunlukta rahat hisseder insan kendisini, çoğunluk ile aynı fikirdeyse ve bu aynılık onun yaşam alanını daraltmıyorsa herşey güzeldir. Hatta ve hatta çoğunluk olmanın gücü ile azınlığı yok sayma eğilimi artar. Ne yaparsa yapsın, nasıl olsa biz çoğunluğuz psikolijisi vardır bu görmezden gelişin ardında. Moda da böyledir, çoğunluğun yaptığı birşeyi yapma dürtüsü, belli bir grup ile birlikte hareket etme tatmini. Oysa üstündeki ona hiç yakışmıyordur. Ve sonuç tabi ki güçlüyüm duygusu, düşüncesi. Temel iç güdü  ben daha güçlüyüm demek.

Herkes gezi parkında direnenlere saygı duydu, herkes onlarla biten umutların yeşerdiğini söyledi ve aslına farkedilmeden - göze sokulmadan bir özendirmenin altı çizildi. Sonra ne oldu oraya gittim demek için gelenler, fotoğraf çektirenler, check-in yapanlar ve bir sonraki gün heyecanlı heyecanlı gitmemiş olanlara anlatmalar. Tabi ki abartrak tabi ki çok yanlı ve tabi ki suni-yapay. Oysa kişilik sahibi olmak zordur, bir duruşu her ortamda herkese karşı sergilemek zordur. Meşakarlidir aslında. Sabır ve anlayış işidir. Tekrar tekrar kendini anlatmak demektir, karşındakini dikkate alıp ikna etmeye çalışmak demektir. Görmezden geliş değil birebir başka fikirlerin varlığını kabulleniştir.

Polisin durumu ise bambaşka onlar, çaresizliğe boyun eğmenin hıncı ve şiddeti ile saldırdı. Hayır
 yapmıyorum diyememenin öfkesi ile ve yine temelde kendi gücünü ispat etmek için vurdu kırdı ve dağıttı. Aslında kendisinin birey olarak önemsiz olduğunun o da farkında, o da kimsenin onu hesaba almadığının, kimsenin onun düşüncesinin almadığının, fikrinin sorulmadığının farkında ve o kadar farkındaki bunu kendisine itiraf etmemek için HAKLI çıkmak için, GÜÇLÜ çıkmak için elindeki bütün güçleri kullanarak ve evet ORANTISIZ olarak kullanarak ifade etti kendisini. Oysa onların karşısında da direnenler aynı şeyi hissetti, çaresiz, önemsiz, intikam. Açığa alınan her polis de Cuma günü hissettiğimiz hisle davrandı, beni yakarsanız hepinizi yakarım dedi ve haklıydı davranışında. İçine bulunduğun ve seni güçlü yapan bir topluluktan dışlanmanın, korunmamanın ve yem olarak öne atılmanın, vazgeçilmenin acısıydı bu , evet dizginlenemez, evet sakinleştirilemez, evet mantık dışı ve evet duygusal ve bir o kadar gerçek! Kim olsa aynı şeyi hisseder, kim olsa vazgeçilmeyi kolay kolay sindiremezdi.

"Korkunun esiri olmayın yeter. Köleler efendilerden nefret etmektense özgür ruhlu kölelerden nefret etmeyi tercih ederler. Böylesi daha güvenli ve daha kolaydır. Kişilik sahibi olmak gibi bir külfete katlanmayı gerektirmediği gibi efendilerinin gözüne girme fırsatıdır aslında. Konu bu olduğunda öyle çabuk birleşirlerki şaşardın" (öyle bir geçer zaman ki)

Neyi amaçladıklar o kadar önemli değildir, önemli olan efendilerinden aferin almaktır.Küçücük bir çocuğun babasından aferin almak için annesini - kardeşini satması da aynı şeydir. Yarın halbuki annesi ve kardeşi ile oyanacaktır. Bir anlık heves aslında bütün güveni parçalamıştır.

İlkel duygularımızı, tepkilerimizi bir kenara bırakıp bir defa da gerçek özü görmek için bakalım. Denilenleri bir kenara bırakıp, demediklerimize kızgınlığı bir kenara bırakıp kendi içimize bakalım. Bu direnişi neden destekliyoruz veya desteklemiyoruz ? Ne sunulursa çözüm deyip bağrımıza basacağız ?